27 Aralık 2014 Cumartesi

İNDİRİM - Rasim KÖROĞLU

İNDİRİM

Gerekli gereksiz her şeyi
İndirim var diye alıyor hanım
Nerde görse market ile çarşıyı
İndirim var diye dalıyor hanım

Komşu telefonda söylemiş şunu
Küpe ucuz diye kandırmış bunu
Oğlanın kulağı kızın burnunu
 
İndirim var diye deliyor hanım
 

Kirpiği boyayıp kaşı çizeni
Ucuzluğa girmiş boya düzeni
Çocuğu markete sabah ezanı
İndirim var diye salıyor hanım

Beğenmemiş yüzüğünün taşını
Kaldırmışlar yüzüklerde peşini
 
Sevincinden bak saçını başını
 
İndirim var diye yoluyor hanım

Rasim KÖROĞLU
 

25 Aralık 2014 Perşembe

YILDIZ KENTER DİYOR Kİ

YILDIZ KENTER DİYOR Kİ;

Pek dini inancımız yoktu.
Babam Müslüman annem Hristiyandı.
Bizim evde;
Yalan söylemeyeceksin.
Çalmayacaksın.
Vicdanını temiz tutacaksın.
İnsanlara yardım edeceksin.
Bunlar konuşulurdu,
işte bunlar bizim dinimiz oldu.
Hepimizde Allah korkusu vardır,
Ama dinden dolayı değil,
annemizden babamızdan
aldığımız telkinlerden dolayı …
Yıldız Kenter 

6 Kasım 2014 Perşembe

ATATÜRK'Ü ANARKEN - Sayın Naci Kaptan yazdı.

ATATÜRK’Ü ANARKEN

O’nu çok güzel anlatıyor

Sayın Naci Kaptan’ın 10.11.2013 tarihli yazısı;

Değerli okur,

Bugün Türkiye’mizin kurucusu ,
Bağımsızlığımızın mimarı,
Aydınlanmaya ve çağdaşlığa giden yolu açan,
Büyük asker,
Dünyada 100 yılın devlet adamı
Ulu önder Atatürk’ün Yıldızlara,
Tanrı’nın ışıklı katına vardığının 75. yılıdır.
Atatürk’ü sevgi, saygı ve özlemle anıyoruz.
Dünyada kimseye nasip olmayan şanlı zaferlerden sonra,
Hiç bir Devlet adamı 57 yıllık kısa bir ömürde,
Atatürk’ün yaptığı kadar ışık vermemiş, devrim yapamamıştır.
Hem asker üniformasının,
Hem de sivil giysilerin böylesi yakıştığı,
bilge aydın yol gösterici bir başka önder yoktur.
Atatürk sadece aydınlanmaya giden yolu açmakla kalmamış,
Osmanlı’nın teslimiyetçi külünden.
Yokluktan – yoksulluktan bir Millet var eden
Dünyada saygı duyulan bir yeni bir Türkiye yaratmıştır.
Yüce Atatürk’ün kurarak kökleştirdiği
Ulus Devlet ve Ulusal bilinç,
Küresel emperyalizmin ve uzantıları olan
Uluslarası şirketlerin hedefindedir.
Ulus Devlet ve Ulusal bilincin güçlü olması,
Küresel baronların işine gelmez.
O ülkeyi ekonomik olarak işgal ederek zenginliklerini sömüremez.
İşte bu nedenle;
Yaldızlı demokrasi sözcükleriyle,
AB söylemiyle gizli işgal orduları yaratır.
Ulus Devlet ve Ulusal bilinç,
Haçlı cephesiyle işbirliği yapan satılmışların ve cemaatlerin
Müttefik saldırısı altındadır.
Çanakkale’den,
Sakarya’dan,
Afyonkarahisar , Kütahya’dan,
Muzaffer çıkan Atatürk ve neferleri
Bu küresel ve bağnaz işbirlikçi saldırıdan da muzaffer çıkacaktır.
Karanlıklar yırtılacaktır.
Topraklarımızda yaşayan,
Farklı etnik köklerden,
Türk Bayrağı altında toplanan,
Kendisine TÜRK diyenleri,
NE MUTLU TÜRK’üm diyenleri saygıyla selamlarım




11 Ekim 2014 Cumartesi

ATATÜRK'ÜN İLERİ GÖRÜŞLÜLÜĞÜ


Atatürk’ün dünyanın gidişi hakkındaki
görüşleri insanı ürkütecek kadar doğru
çıkmıştır. (Times Gazetesi-İngiltere 1964)

26 Eylül 2014 Cuma

DİLİMİZ VE DİL BAYRAMI - Arzu Kök

Dilimiz ve Dil Bayramı
                                                                                                      Arzu KÖK
“Bir ülkeyi ele geçirmek isteyenler, önce dilini ele geçirirler” diyor Konfiçyüs. Sonrasında da ekliyor; “ Bir ulusun önce dilini geliştiririm. Dil düzgün olmayınca; söylenen, söylenmek istenen değildir. Söylenen; söylenmek istenen olmayınca, yapılması istenen yapılmadan kalır, yapılması gereken yapılmadan kalınca, töreler ve sanat geriler. Töreler ve sanat gerileyince, adalet yoldan çıkar. Adalet yoldan çıkınca, halk çaresizlik içinde kalır. İşte bundan dolayı, söz başıboş bırakılmaz.”
Yani herşey,  dilimize gerekli değeri vermemizle başlar. Türkçe’yi sevmek, onu doğru kullanmak ve geliştirmek Türk insanının, özellikle aydınının en öncelikli görevidir. Zira milletlerin gelişmişlik seviyeleri dil ile ölçülür. Yani medeni olmanın ön koşulu dildir.
Türkçe, 1928 Harf Devrimi’nin gerekçelerinde belirtildiği gibi, Latin Temelinden Alınan Modern Türk Alfabesi’ni kullanır. Ulu Önder Atatürk Harf Devrimi ardından ‘Güneş Dil Teorisi’ni ortaya atarak, Türkçe’nin gelişmesine büyük katkılar sağlamıştır. Birçok kavramın da Türkçe karşılıklarını kendisi bularak dilimize kazandırmıştır.   Unutmayalım, Türkçe gelişmiş bir dildir: çünkü Türkçe’nin söz varlığı bugün 75.000 civarındadır. Türk Dil Kurumu’nun 1945’te çıkardığı birinci baskı Türkçe Sözlük 20.000 civarında kelime varken, 1998’de çıkardığı Türkçe Sözlükte 75.000 kelime vardır. Yeryüzünün en eski ve yeni coğrafya parçasında en çok konuşulan gelişmiş, zengin bir dildir. 1980’lerin ortalarında UNESCO hazırladığı raporda, Türkçe’nin konuşulan sayısı bakımından dünyanın beşinci büyük dili olduğunu açıklamıştır.
Böylesine zengin ve güzel bir dilimiz varken onu bozmaya yok etmeye çalışıyorlar. Onu daha da zenginleştirip doğru kullanımını sağlamak dururken. Neden ? Çünkü dış odaklar dilimizi yok etmek istiyorlar. Türkçemiz bir dünya dili olmaya aday iken, nereden geldiği belli olmayan bir hain rüzgarın etkisiyle bir bozma akıldışılığına uğruyor. Türkçe‘nin bin yıllık geçmişine, deneyimine hücum edildi. Türkçemiz en yetkin çağındayken canına kastedildi. Ölmedi! Ölmedi, ancak sakattır şimdi.

Caddelerde gezerken başınızı yukarı kaldırıp tabelalara baktığınızda görürsünüz ki isimlerin %70’i yabancı sözcüklerden seçilmiş. Açıyı iyi ayarlayıp bunlardan birinin önünde bir fotoğraf çektirseniz, çevrenizdekilere de ‘Bakın bu falanca ülke ziyaretim sırasında çekilmiş bir resmimdir’ deseniz emin olun ki inanırlar. İnsan bazen hangi ülkede yaşadığını anlayamıyor. Burası Türkiye, beyler, bayanlar. Dilimize sahip çıkalım. Dilimizi yok etmek isteyen dış mihraklara ve onlara çanak tutanlara izin vermeyelim. Dilimizi doğru kullanalım, kullandıralım.

Bir de dilimizin bu halde oluşu hep gençliğin suçu gibi gösterilip duruluyor. Peki bir genç, kendisini ve çevresini anlamaya başladığı andan itibaren, en utanç verici işler için, “Bunu yapsa yapsa bir Türk yapar” dendiğini duymuşsa, “Burası Türkiye” lafının “Burada her halt edilir!” anlamına geldiğini öğrenmişse, göğüs kabartacak yerli üretimin bile yabancı markaymış gibi sunulduğuna tanık olmuşsa, o gencin kendisiyle ve ülkesiyle övünmesi mi beklenir; yabancı olması koşuluyla her kültüre hayran olması mı? Türkçe’yi düzgün konuşması mı, yabancı dillerde konuşması mı? Durum böyleyken hala gençleri mi suçlayacaksınız, merak ediyorum doğrusu. Atalarımız “İğneyi kendine, çuvaldızı başkasına batır” derler. Ama nedense hiç o iğne bize batmaz. Suçlu hep dışarılardadır. Kendisini aydın olarak tanımlayanlar, yazarlar, çizerler bile Türkçe’nin düzgün kullanımını geri plana ittikten sonra diğer insanlarımızdan ne beklenebilir ki?
     
Umutsuz değilim yine de. İnanıyorum ki dilimizin önemi er ya da geç anlaşılacak ve ulaşacaktır hak ettiği yere. Dilimiz yatağından çıkmış bir su örneği, Türk Milleti tarihi yatağına girecek ve elbette engin denizlere erecektir. Bu uğurda bize ve tüm aydınlara büyük bir görev düştüğünün de bilincindeyim. Dilimize sahip çıkalım, ülkemizi yok olmaktan kurtaralım…
Dil Bayramı kutlu olsun…

26 Ağustos 2014 Salı

GERÇEĞİ ARAYAN ADAMLAR OLMALIYIZ


ATATÜRK BU SÖZÜYLE
AYDIN OLMANIN GEREĞİNİ
ANLATIYOR. ÇÜNKÜ;
AYDIN İNSAN ARAŞTIRIR,
YARGILAR VE SONUCA VARIR.
CAHİL VE YOBAZ İNSAN,
DUYAR, GÖRÜR VE
HÜKME VARIR.
ÖRNEĞİN BİR GAZETE OKUR,
BİR TV KANALI DİNLER. ONLAR
NEYİ NASIL VERİYORSA,
KABUL EDER.
KÖRÜ KÖRÜNE İNANIR.
ACABA, NEDEN, NİÇİN GİBİ
KELİMELERİN ONUN KAFASINDA
YERİ YOKTUR.
İŞİN DOĞRUSU NEDİR?
ARAŞTIRMA ZAHMETİNE GİRMEZ.
BUNUN İÇİN DE HEM KENDİSİNE,
HEM DE İÇİNDE YAŞADIĞI TOPLUMA
YARAR YERİNE ZARAR VERİR.

GERÇEK KURTULUŞU İSTİYORSAK


28 Temmuz 2014 Pazartesi

YEKTA ÖZLÜ SÖZLERİ

YEKTA ÖZLÜ SÖZLERİ
      
Şair ve yazar Yekta Güngör Özden’in “Özlü Sözler-
Sözde Sözler” adlı eserinden bazı özlü sözleri...

-Adalet duygusunu yitirenin ölüden farkı yoktur.
-Adalet, dünyanın temelidir.
-Aklını yitirenden daha tehlikelisi, terbiyesini yitirendir.
-Tanrı bizi akılsız başlarla adaletsiz yüreklerden korusun.
-Bir parmak bala aldanan, bir avuç zehiri de içer.
-Ateşle oynayan yanmaya, adaletle oynayan adaletsizliğe
katlanmalıdır.                                 
-Aydınların aymazlığı en utandırıcı uyuyuştur.
-Bağnaz, bilgiyi de bilgilendirmeyi de istemeyendir.
-Taş deri nde, baş yerinde ağırdır.
-Bayanları geride kalan uluslar ileri gidemez.
-Yararlanılmayan bilgi, kullanılmayan paraya benzer.
-Su, kabına; çamur kalıbına göre biçimlenir.
-Damlaya damlaya göl, kuruya kuruya çöl olur.
-İnsanın en önemli damarı, ar damarıdır.
-Dinini kin, kinini din yapanlar, Allah yolundan sapanlardır.
-Vatanı olmayanın dini, aklı olmayanın Allah’ı olmaz.
-En büyük din düşmanı, dinden-imandan soğutandır.
-İnsanın en yakın dostu, en yakın düşmanı da kendisidir.
-Dost dosta güç verir, güçlük vermez.
-Düşünceye ve inanca saygı, insana saygının temelidir.
-Demokrasiyi ve insan haklarını kötüye kullananlar,
demokrasi ve insan hakları düşmanlarıdır.
-Eleştiriye katlanamayanlar, övgü bekleyenlerdir.
-Fazla mal göz çıkarmaz, söz çıkarır.
-Aydınlıktan kaçanlar, karanlıkta boğulurlar.
Su, kabına; çamur, kalıbına göre biçimlenir.
-Nerden geldiğini bilmeyen, nereye gittiğini bilemez.
-Çürükler çürümüşlüğü, kokmuşlar da kokuşmuşluğu yeğler.
-Demokrasi bahçesinde her tür çiçek açar, hattâ ayrık otları
da vardır.
-Doğrudan kaçan, yanlışta direnir.
-Ettiğinle övünme, etmediğinle dövünme.
-Gerçeği söylemekten çekinenler, gerçeklerden korkanlardır.
-Gösteriş en gülünç, en pahalı yanılgıdır.
--Büyük gemiler büyük limanlara yanaşır.
-Hak’ka saygı duymayanın, hakkına saygı duyulmaz.
-Haklar ve özgürlükler, insanlığın onuru ve erdemidir.
-Korumadığınız hak ve özgürlüklere lâyık olamazsınız.
-Gençler! Fırıldakların değil, ışıldakların peşinden gidiniz.
-İlkesiz ve ülküsüz insan, insan değildir.
-Denizi boşaltmaya kalkışanın boğulması doğaldır.
-Önemli olan, ayaklarıyla değil, aklıyla yürümektir.
-Balık balığı, alık alığı kovalar.
-Kendi kusurunu başkasına yükleyerek sorumluluktan 
kurtulmaya çalışanlar gerçek aptallardır.
-Aydınlığın olmadığı yerde aydın, aydının olmadığı yerde
aydınlık olmaz.
-Ateşi kıvılcım, yağmuru damla başlatır.
-Karanlıkta pirinç ayıklanmaz.
-Demokrasi bir öğreti, bir disiplin, bir yaşam biçimidir.
-Dikkat ucuz, dikkatsizlik pahalıdır.
-Doğruya karşı çıkan, eğrinin yanındadır.
-Emek vermeyene yemek verilmez.
-Korumadığımız hak ve özgürlüklere lâyık olamayız.
-Hırsını yenemeyen, hırsına yenilir.
-İnsan kendi dağının kartalıdır.
-İyilerin bıraktığı boşluğu kötüler doldurur.
-Kadınlar erkeklerden beceriklidir. Akıllarına koymuşlarsa
yapamayacakları hiçbir şey yoktur.
-Erdemle aydınlanan yürekte kin ve intikam barınamaz.
-Saygın kişilerin gerçek gömütleri (hazineleri) yürekleridir.
-Boş kafalar, boş odalar gibi örümceklidir.
-Konuşması gerekenlerin sustuğu yerde, susması gerekenler
konuşur.
-Kötülük dağı, iyilik kazmasıyla yıkılır.
-Mutluluk, sevginin pınarı; mutsuzluk yaşamın kuyusudur.

27 Temmuz 2014 Pazar

ÜLKESİNİN KARANLIK İNSANLARI











Büyüdüğünü zannederken un-ufak olan bir ülkenin hikayesidir bu.
Küçülmenin, çağdan korkunun, teslim olmanın, diz çökmenin acıklı macerası.
Kurtarıcılarının ışığına ihanet eden, Güneş Ülkesinin karanlıkta kalmış insanları…
Bir asır önce, kapanık dünyalarını birdenbire aydınlatan çağın ışığından korktular.
Ve kendi gettolarında, kendilerince, kapalı devre bir hayat kurdular.
İşporta sarayının içinde büyüklenen bir virane babalanmaya dışarısı olmayan bir hayatın gerçekliği olarak tapınıyorlar şimdilerde...
Sonsuz maviliğin ufuklarını aşan güzelliğini göremeyenlerin görüş menzillerinin ulaştığı zirve burasıdır.
Artık hiçbir şeye şaşırmadan, yetinmenin kısa tarihini izliyoruz.
Kül olmanın, savrulmanın dayanılmaz hafifliği..
Oysa bütün bir islam alemine de pusula olabilecek, dev bir kurtarıcı gelmişti küçük asyaya.
Siyasetiyle, müziğiyle, sanatıyla, eğitimiyle, üretimiyle, hayatıyla, uygar dünyaya kendi rengini verebilecek, ışıl ışıl genç cumhuriyetin tohumları atılmıştı güneşli tarlalara…
Ama asırlardır kendi coğrafyalarının ölü toprağında yaşayanlar, o arabik iklimin yarattığı kulluk batağının parçası olmaktan kurtulamadılar bir türlü…
Bataklığı kurutacak, yeşertecek, yılanlardan, çiyanlardan arındıracak aydınlıktan hep rahatsız oldular.
Artık ülkemizi de pençesine alan yaşam bulantısı, tüm islam aleminin ve ortadoğunun ortak sorunudur.
Kendi dünyalarına yabancı olan bütün medeniyet çağrılarına gözleri ve kulakları daima kapalı…
Hayatın devrimlerine ve devrimcilerine homurdanmaya devam ettiler, hiç susmadan.
Doksan sene önce başlayan, “Bizi niye kurtardınız, biz burada, bataklığımızda mutluyduk” mealindeki yobazlık ve çağdan korku sızlanması, bugün şuurunu yitirmiş bir karşı devrim patlamasıdır.
Devletin tepesine çöreklenmiş öfkeli homurtu, bir asır önceki taassup fısıltısının, bugün büyük halk desteğiyle taçlandırılıp gök gürültüsüne dönüştürülmüş zafer şenliğidir.
Dünyadan kopuk kendi mahallelerinin yine kendilerince kabul görmesi…
Erişemedikleri devleti kendilerine benzeyen bir kral eliyle ele geçirip kendilerine benzetmeyi marifet sayanların, bitmeyen bir histeri krizi içinde sürdürdükleri yaşamasızlık sergisi…
Ve yok ettiği değerlerle birlikte kendini de tüketen bir öteki dünya ülkesi.
İnsanı yitik duble yollarıyla, hızlı trenleriyle, köprüleriyle, avm’leriyle, gökdelenleriyle öğünen…
İnsanları, ağaçları, doğayı acımasızca katlederken, diktiği cılız soğan cücükleriyle, en büyük çevreci olduklarını iddia edenlerin harikalar diyarı(!)
On yıllardır, asla büyümeyecek, tohum, filiz vermeyecek, açmayacak plastik çiçekleri suluyor birileri.
Ruhları ve değerleri olmayan o plastik çiçekler, tutarlılık, ardışık zeka ve vicdandan da yoksun oldukları için;
Bir yandan ortadoğu teröristlerine silah satıp, diğer yandan “müslüman müslümana kıyar mı ?” nutukları atabiliyor…
Bir yandan, İsrail’e jet yakıtı satıp, Kürecik üssü ile istihbarat uçururken, diğer yandan yalandan İsrail düşmanlığı yapabiliyorlar.
Öyle bir garabet oluştu ki, düşünün;
Devletin, iktidarın ve sağır sultanın bildiği gibi, onyıllardır yargıya ve emniyete sızmış cemaat, orduyu ve ulusalcı refleksi paramparça ediyor…17 Aralık’ta F tipi silahlar hükümete yönelince, ilk defa duymuş gibi çok şaşıran iktidar(!) bu kez yargı ve emniyetten cemaati temizleme operasyonlarına başlıyor.
Şimdi sormak gerek; Cemaat devletin kılcal damarlarında sizin haberiniz olmadan mı at koşturdu ? Eğer öyle ise siz nasıl bir aciz iktidarsınız ? Ama öyle değil ! Tilkiler kaynayan beyninizle, saflığa yatıp sıyıramazsınız. Bu ülkeye on küsur yıldır yaşatılan bütün kötülükleri ve hukuksuzlukları siz cemaatle elele yapmadınız mı ? Şimdi nasıl oluyor da, yaşanan felaketlerde hiçbir sorumluluğunuz yokmuş gibi, yargının arkasından dolanıyor, güle oynaya kendi vesayetinizi ve statükonuzu kuruyorsunuz ?
Ve nasıl oluyor da insanlar, yaşanan büyük oyunun kuklalarını böylesine kutsallaştırabiliyor ?
Yanıtı esen rüzgarda, yağan yağmurda değil… Çok net ve açıkça görülüyor;
Vicdan yoksa sorun ve sorumluluk sıfırdır çünkü.
Sevginin olmadığı yerde gerçeğin anlamı yoktur.
Artık her şey olabilir ! Ve her şey anlamsız bir kabus gibi, bir mantık dizini içermeden yaşanacaktır.
İncelikler ve aşk çoktan terkedildi…
Ama daha da önemlisi;
Son hayat belirtisi olarak uzun süredir can çekişen, ‘farkındalık’ bitti.
‘Hiç kimse hiçbir şeyin farkında değil’ artık.
Olanın ve olmayanın ayırdına varacak farkındalıklar ölünce, insanlar için kendi düşünce zindanlarının dışında neler yaşandığının hiçbir önemi kalmadı.
Nereden geldim ? Nerdeyim ? Nereye gidiyorum ? Bu dünyadaki amacım ne ?
sonsuzluk içindeki soluğum ne anlama geliyor ? Bu soruların bu gezegende önemi yok artık…
İnsandan insana aşılmaz duvarların ardında; Değil başkasını, kendini bile düşünmeden kendi içinde yaşayanların hissizliklerini yarıştırıp birbirlerini alkışladıkları narkozlanmış ilişkiler koğuşu !
Utanç duygusunu algılayacak farkındalık öldü. Herkes bir bir omurgalarından soyunuyor…  
Mürekkep balığında kemiğe rastlayabilirsiniz belki! Ama bu dünyada sevgi, barış, utanç artık zor.
Ormanın dışındaki mavi gökyüzünü yok sayıp, bitkisel hayatı kabulleniş ilk ne zaman başladı ?
Şimdi demokrasi şehitliğinde(!) yatan birinin; “İstersem odunu bile vekil seçtiririm” cümlesiyle mi ?
Yoksa ötekinin: “Koy şurdan bi kaset, neşemizi bulalım” özdeyişi miydi(!) son darbenin ilk işaret fişeği.
Yalanı ve yalancılığı böylesine canhıraş bir şekilde sahiplenmeyi ne zaman öğrendi insanlar ?
Müziğidir toplumun aynası, değil mi ? Bakın bir;
Burun kıvırdığımız sanat güneşleri, süperstarlar, serçeler, divalar, babalar, meğerse iyi günlerimizmiş.
Hatırlayın, tribünlere oynamak ve riya ilk kez kimin paçalarından döküldü sahnelere ?
“Size alo diyorum” dinleyin, “gözünüz yolda kulağınız bende olsun.”
Tarihte bir gün, birileri işin kolayını buldu ve diğer görmemişlerin sonu gelmeyen geçit töreni başladı.
Sanatın doğasının muhalif olmak, karşı durmak, haksızlıklara teslim olmamak, zalimin, güçlünün soytarısı olmamak olduğu unutuldu çoktan.
Gemilerini yürütmekten başka hiçbir amaçları olmayan düzen pervaneleri bu baştankara gidişin gönüllü yolcuları olarak tam kadro güvertede şimdi.
Gezi Direnişine destek veren sanatçılara hakaretler yağdıran, ‘sanatçı müsveddeleri’ hatta ‘ulan’ diyebilenler, sanatı ve özgürlüğü ancak kendilerine destek veren şarkıcılar eleştirilince hatırlıyorlar.
Fareli köyün ahalisi, kendi doğruları olan tarihi yanlışların peşinde geriye doğru ilerliyor.
Yok edilen kıyılar, ormanlar, kurutulan göller, doğal göletler, göz dikilen zeytinlikler…
Vatan ve toprak duygusunu tüketmişlerin acımasızca yok ettiği güzellikler…
İçten dıştan çekiştirilen zincirleri özgürlük ve demokrasi diye yutturanların ardına takılmış insanlar…
En çok izlenen film hangisi?
Hangisi daha yazlık şarkıcıların? En çok dinlenen hangisi? O mu, öteki mi?
Uzaylı türkücü mü filozofumuz ? Yoksa nefesine helyum karışmış gibi konuşan diğeri mi?
Atatürk ve İnönü’ye ayyaş diyenlerin samsun’dan yola çıkıp alkışlandığı bir akıl tutulmasında, Said-i Nursi’de baştacıdır mutlaka.
Terörist başının barış elçisi olduğu tepetaklak günlerde, yurtseverler çapulcu olacak tabii ki.
Ve işin tuhafı, yıllarla oluşan bu anlamsızlığın sahte güç anaforu, aydınlık tarafın zayıf halkalarını da etkileyip içine çekebiliyor.
Halbuki kendilerinden başka hiçbir şeyi tümden kaldırıp atmaya yetmeyecek güçleri.
Sonunu bildiği boş maceralarının gidişatından en çok firavunlar korkar…
Gürültüleri ondandır.
Kaç kişi kaldıysa kurtarılmış bölgede;
Bırakın, karanlık dünyalılar hevesini alsın…
Ne olacaksa olsun da kurtulalım.
Kendi kibir dağından daha yükseğe çıkamayacağı bir iniş yokuşunun başında, sonun başlangıcına varsın yabanıl macerası.
Kral mı olacak, sultan mı olacak?
Ne olacaksa olsun.
Kendi gibilere kendini alkışlatsın.
Gerçek duyguların, gerçek hayatların tanımadığı, asla kabullenmeyeceği, kumda oynayan sahte bir ikbali sürdürsün boşluklar…
Doğal yasadır; Hep böyle gitmez.
Altın tepsi içinde sunulanlar ellerinden saçılıverir bir anda.
Bugün ya da yarın…
Ama bir gün.
Mutlaka.
Işık ve sevgiyle…
İlhan İrem
Odatv.com

8 Mart 2014 Cumartesi

Kadınlara (Şiir - Feyzullah Seçkin)


K A D I N (Şiir - İnsaf KILIÇ)

KADIN

Kadın yaratıcıdır Havva anadan beri¸

Özveri onda, sevgi onda, güven onda,

Bambaşkadır dünyada yeri…

Kadın doğayı ısıtan, aydınlatan güneştir,

Kadın karanlığa karşı, sonsuz bir ateştir.

 

Kadın sevginin en büyük beşiğidir,

Kadın nesillerin yıkılmaz eşiğidir.

Kadın kanun gibidir her yaşta,

Kadına daima saygı duyarım

Her yerde, her zaman, en başta…

 

İnsaf  KILIÇ

7 Mart 2014 Cuma

KADINLARIMIZ (Şiir - Aşık Ayten Gülçınar)

KADINLARIMIZ

BABA, GARDAŞ, KOCA VURUR BAŞINA 
NE ACILAR ÇEKER KADINLARIMIZ 
DERTLERİNİ KATIK EDER AŞINA 
ÇOK GÖZYAŞI DÖKER KADINLARIMIZ 

BİR TATLI SÖZ DUYSA SEVİNÇTEN UÇAR 
SEVGİYLE BESLENSE ÇİÇEKLER AÇAR 
IZDIRAP GAM KEDER İHANET BİÇER 
ALIN TERİ EKER KADINLARIMIZ 

SEVGİDE CÖMERTTİR AŞK İLE COŞAR 
ÇALIŞIR ÇIRPINIR TEPDİLİ ŞAŞAR 
YİRMİSİNDE SAÇLARINA AK DÜŞER 
OTUZUNDA ÇÖKER KADINLARIMIZ 

SATILIRLAR BAŞLIK DENEN PARAYA 
ADALET VARMIDIR KONSUN DARAYA 
ERKEĞİN YAPTIĞI SÖZDE TÖREYE 
NEDEN BOYUN BÜKER KADINLARIMIZ 

EKSİK ETEK DERLER ADAM SAYMAZLAR 
HAKKI SAVUNANLAR HAKKA UYMAZLAR 
FERYADIMIZ ARŞA ÇIKAR DUYMAZLAR 
HEP AĞITLAR YAKAR KADINLARIMIZ 

SAÇIMIZ UZUNMUŞ AKLIMIZ KISA 
KADIN EL KİRİYMİŞ ERKEK EL YUSA 
CAHİLLER YARGILAR KORUMAZ YASA 
ÖLÜR TEKER TEKER KADINLARIMIZ 

KİMLERİN HÜKMÜDÜR KİMİN ONAYI 
BULAMADIK VİCDAN DENEN MANAYI 
KORUMUYOR ANA YASA ANAYI 
AHI ARŞA ÇIKAR KADINLARIMIZ 

GÜLÇINAR KADINLAR CANDAN YARALI 
DERTLERİMİZ DİZİM DİZİM SIRALI 
CANLAR YAKAN BUNCA YANLIŞ KURALI 
ELBET BİRGÜN YIKAR KADINLARIMIZ


Aşık Ayten Gülçınar



12 Şubat 2014 Çarşamba

KAÇIYORUM (Şiir - Muzaffer Yıldırım)


KAÇIYORUM
Öyle bir bela var ki başımda
Herkesten diyar, diyar kaçıyorum
İnsanları sarmış onulmaz dertler
Vatanıma, milletime, kendime acıyorum
 
Sahte sahte gülüyor, dostlar yüzüme
Kimse rağbet etmiyor kimsenin sözüne
Kara sular inse de şu iki dizime
İkiyüzlü insanlardan kaçıyorum
 
Şeytan girmiş hepimizin içine 
Meyil verdik belki elin piçine
Atamın, anamın, babamın suçu ne
Üzerimize gelecek belalardan kaçıyorum
 
Nice Muzaffer'ler göçmüş buradan
Bize de bu ömrü vermiş Yaradan
Bir oradan, bir buradan, bir şuradan
Yalandan, dolandan, hileden kaçıyorum.
 
Muzaffer YILDIRIM

T Ü R E D İ (Şiir - Deniz Şahinoğlu)

TÜREDİ

Eğelense bile suyu kesemez,
Kendini doğrayan hızar türedi
Yüzüne söylerim korkar küsemez
Sırtıyla düşünen yazar türedi

Kirli suda kara kömür aklarken
Hayaletin gölgesinde saklarken
İt uyudu hırsız malı haklarken
Memlekette uyurgezer türedi

Papaz urbasını giyindi softa
Ne güzel anlatır iki tarafta
İmam yıkamaya başladı mevta
Kahkaha içinde bizar türedi

Çok kafalar yardı delinin taşı
Vakitsiz açılır gelinin başı
Daha kurumadan gözünün yaşı
Brütüsle yatan Sezar türedi

Günden güne geriledi okuma
Avrat üzerine emir üç kuma
Millet kafasını soktukça kum’a
Köstebek gözünde nazar türedi

Azrail’e iş yok gezer avara
Kimi ağlar kimi işer duvara
Hele şu diriler dursun kenara
Ölülerden korkan mezar türedi

Tilki horoz oldu aldı kümesi
Akıl işi kurka yattım demesi
Oyunun kuralı son kademesi
Böyle akıl satan pazar türedi

Dualar Denize yağdırdı suyu
Hamsi balinaya kurdu pusuyu
Balıklar vurgun yer asırlar boyu
Suları çekilmiş hazar türedi

Deniz Şahinoğlu